Yapay Zeka

Arya Akademi

Kurumunuza Özel Yapay Zeka Modelleri (Kişiselleştirilmiş İş Zekası & Pazarlama Analizi)

THE BRAND AGE DERGİSİ 111. SAYI NİSAN 2018

HABER KONUSU:  ARYA AKADEMİ – Dr. Müh. GÜLAY SAVAŞ
TALEP: RÖPORTAJ

Merhaba,
Soruların hepsine yanıt verebileceğiniz gibi seçtiğiniz soruları da yanıtlayabilirsiniz. Yine siz daha çok hakim olduğunuz için, konuya dair eklemeler yapabilirsiniz. İlginiz ve vakit ayırdığınız için tekrar teşekkürler.

SORULAR

Ülkemizde yapay zekada gelinen son durum ne şu an için? Dünya ile kıyaslayacak olursanız eksilerimiz ve artılarımız neler?

Önce dünyaya bakacak olursak, Yapay Zeka’nın dünyada 2010’dan beri, yaklaşık% 60’lık bir bileşik büyüme oranında ilerlediğini görüyoruz. Bu devrime dünyada liderlik eden ülkeler

  • Çin
  • Amerika
  • Japonya
  • İngiltere
  • Almanya’dır.

Yapay zeka günümüzde kurumsal alanda olduğu kadar bireysel yaşamımızda da çok yaygın kullanılmaya başlandı. Cep telefonlarımız, hobi amaçlı kullandığımız drone’lar, fotoğraf makinaları, akıllı saatler, arabalar gibi birçok cihaz yapay zeka ile çalışan uygulama ve özellikleri kullanımımıza sunmakta. Telefonlarımızdaki Siri, Cortana, Alexa, Google Asistant gibi konuşmamızı tanıyıp anlayan ve cevaplar üreten kişisel asistanlar bunlara en güzel örnekler olabilir. Bunun yanında tüm sektörlerde kurumsal alanda finans, lojistik, üretim, satış, satış sonrası, insan kaynakları gibi tüm iş süreçlerinde yapay zekanın yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz.

Çin’de Tencent, Alibaba ve Baidu firmaları; Amerika’da Apple, IBM, Microsoft, Google, Facebook ve Amazon; lngiltere’de DeepMind ve Almanya’da Max Planck Society Porsche, Daimler ve Bosch ile birlikte yapay zeka çalışmalarında dünyada öncülüğü ellerinde tutuyorlar.

Çin’in yüksek teknoloji ve yapay zekâya geçen sene yaptığı 217 milyar dolarlık yatırımla dünyanın ilerisinde hayatlarına geçirmişler bile: Su ve kanalizasyon borularının içindeki çatlakları tespit için bir robot balık bile üretmişler.

2016 yılında Dünya’da yapay zekaya ayrılan 40 milyar$’lık harcamanın %90’ını Google ve Baidu’nun yaptığını görmekteyiz. Tüm bu öncü ülkelerde, bilgi ve teknolojinin bir bakanlık düzeyinde (Ulusal Bilim ve Teknoloji Kurulu ya da Bakanlığı) stratejik olarak ele alındığını ve her yönü ile desteklendiğini görüyoruz. Yani tetikleme tümden gelimle oluyor. Kişi ve kurumlar da bu konuda yaptıkları çalışmalarda dolayısıyla daha kolay destek buldukları gibi fikir haklarının korunması konusunda da daha bilinçli davranıyorlar.

Tüm bunlardan sonra, Türkiye’deki duruma geldiğimizde gerek teknoloji üretenler tarafında, gerekse de tüketici tarafında maalesef daha başlangıç seviyesindeyiz. Teknolojiyi üretenler konusunda Türkiye’de öncülüğü üniversiteler çekiyor. İlk defa Yapay Zeka Zirvesi bu sene İTÜ ve Bogaziçi Üniversitelerinin girişimleri ile Şubat 2018’de gerçekleştirilmiştir. Bunların dışında yapay zeka çalışmaları bir kaç küçük girişimcinin ve teknokent’lerdeki kuluçka firmalarının çabaları düzeyindedir. Yani bireysel kalmakta, maalesef devlet tarafından yapılandırılan bir strateji ve bütçe ile de desteklenmemektedir.

Tüketici yani talep tarafına baktığımızda ise, kurumların vizyon ve zihniyetlerinin yapay zeka çalışmalarını destekleyecek ya da konumlandırabilecek seviyeden maalesef çok geride olduklarını görüyoruz. Gerek müşteri gerekse yatırımcı olarak yerli sermaye bu tür projelerde garantili sonuç aradığı için AR-GE çalışmaları limitli kalıyor ve risk alınmadığı içinde büyük başarılar bireysel çabalar dışında ortaya çıkamıyor.

Ayrıca yapay zeka, dijital dönüşüm vb konularda teknolojiyi üretsek, insanı ve müşteriyi bulsak bile veri kaynağı konusunda kendimize özgü veri üretemediğimiz için çalışmalarımız akademik seviyede ilerliyor ve pratiğe dönemiyor. Makine öğrenmesi, yapay zeka, yapay sinir ağları, derin öğrenme gibi çalışmalarda vazgeçilmez ihtiyaç olan öğrenme sürecinde kullanılacak veri kaynağını maalesef yurt dışından bulabiliyoruz. Ülkemizde sektörlerine göre ayrılarak toplanmış süreçsel veri ve enformasyon yok.

Yapay zeka insanlığa birçok açıdan faydalı olabilecek bir konu ancak korkutucu senaryolar da mevcut. İnsanlar işlerini robotlara kaptıracaklarını düşünüyorlar. Sizin nasıl bir öngörünüz var bu konuda? Böyle bir senaryo yaşayacak mıyız?

Teknoloji sektörünün geleceği olarak görülen yapay zeka, evet yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu. Bunu da Elon Musk ve Mark Zuckerberg’in aralarındaki tartışmanın başlattığını da söyleyebiliriz. Elon Musk, yapay zeka teknolojisinin insanlık tarihi boyunca karşılaşılan en büyük risk olduğunu düşünürken, Facebook CEO‘su Mark Zuckerberg, ise bu duruma katılmıyor.

Benim düşüncem ise bir yandan  bugünkü haliyle insanı var eden şeyin de teknoloji olduğuna inanıyorum. Yani teknoloji, insanlık ile birlikte simbiyotik bir gelişim içerisinde. Bilgisayar ve yapay zeka teknolojileri insan beynini kopyalıyorken, biyomimetrik bilimi doğadan yararlanıyor.

Tüm bu süreç doğru yönetilirse, ben her iki tarafın da kazanacağını düşünüyorum. Atom’un fizyonu insan öldürmek veya yaşatmak için de kullanılabildiğini unutmayalım. her yeni teknolojide olduğu gibi Yapay Zeka’da “Kazan kazan” stratejisi ile yönetilirse tüm insanlık kazanır.

Yapay zeka kavramı 1950’lerde ortaya çıktı. O günden bugüne kadar geçen süre sonunda; kuantum bilgisayarlar, makine öğrenmesi, derin öğrenme, 3 boyutlu yazıcılar, endüstri 4.0 vb bir çok gelişimle birlikte ugün gelinen noktada karanlık fabrikalara yani insansız şirketlere doğru gidiyoruz. Ama bundan korkmamak lazım, sonuçta her devrim karşılığında yeni meslekleri ve ihtiyaçları ortaya çıkarıyor.

Burada sormamız gereken soru; makine ve teknolojiler bu kadar gelişse de acaba biz insanoğlu olarak beynimizi kullanma kapasitemizi ne kadar arttırabildik? Bilincimizi, farkındalığımızı o yaratıcı zekamızı arttırmak için neler yaptık? Bence bunu da sorgulamak lazım.

Bence İnsanoğlunu hala robotlardan, yapay zekadan ayıran bir güç var elimizde. Hayal gücümüz ve sezgilerimiz. Hayal etmeyi, soru sormayı, öğrenmeyi, merakı, idraki bıraktığımız anda bu durum gerçek bir tehdit olarak çıkar karşımıza. Çünkü öğrenmeyi öğrettiğimiz bilgisayarlar, artık insanlardan çok daha hızlı öğreniyor. Bu nedenle insanoğlu bilgisayarlar ile öğrenme konusunda yarışmamalı. Bilgi zaten artık parmaklarımızın ucunda. Bu nedenle insanlar düşünme ve fikir üretme konusundaki avantajına odaklanmalı, bu beceriyi nasıl geliştireceğine odaklanmalı. Düşünme algoritmalarımızı yeniden organize etmeyi düşündük mü acaba?

Kişisel hayat tecrübemde şunu gördüm: Konu ne olursa olsun yönetemediğimiz tüm kavramların kölesi oluruz. Yönetemediğimiz; zamanın, işin, projenin, paranın, duygunun ya da teknolojinin kölesi olmamak mümkün değildir. Kavramlar ötesinden biraz daha yukarıdan bakmayı bilebilir ve bu bilince geçebilirsek, çizginin diğer tarafına geçer ve bir strateji ile her şeyi yönetmeye başlarız.

En çok hangi meslekler yapay zekadan etkilenecek? Yapay zekanın bitirebileceği meslekler var mı? İnsanlar nasıl önlemler almalı işlerini kaybetmemek için?

Rutin yani sıradan olarak yapılan her meslek kaybolacak. Mühendislik, doktorluk, avukatlık, cerrahlık, tercümanlık, rehberlik, çağrı merkezi elemanlığı, çiftçilik, muhasebecilik, şoförlük, pilotluk, vatmanlık, sigorta acentalığı, finansal analistlik, banka memurluğu, mağaza satış elemanlığı, beyaz yaka ya da mavi yaka düz işçilik vb. birçok meslek önümüzdeki 10-25 yıl zarfında dünyada büyük çoğunlukta kaybolacak meslekler arasında. Yani rutin olarak yapılan, hayal gücünün, yaratıcılığın, duygunun, ruhun kullanılmadığı, standart bir yetkinlik ile yapılan her meslek kaybolacak.

Bunların dışında yazılım, bilgisayar, elektronik mühendisliği, data analistliği, yapay zeka, deep learning uzmanlığı gibi meslekler 2025’e kadar; psikoloji, uluslar arası ilişkiler, moleküler biyoloji, genetik mühendisliği, radyo-televizyon, grafik – animasyon, halkla ilişkiler, işletme, iktisat ise bir sure daha varlıklarını koruyan meslekler olacaklar.

Yani insana sadece fizyolojik bir varlık olarak bakmaz, onun aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir varlık olduğunu da hatırlarsak, teknolojinin kaos ve yönetiminde tehdit altında olan insan psikolojisi, duyguları, ruhunu besleyecek her mesleğe önümüzdeki yıllarda çok ihtiyaç olacak.  Çünkü yaratıcı düşünce insan beyninde üst beyin de diyebileceğimiz “neokorteks” tarafından üretilebiliyor. Ama ilginçtir ki insanda üst beyin yani; sorgulayan, strateji, fikir üreten, medeniyet ve tasarımın kaynağı olan beynimizin bu bölümü ancak stressiz ortamlarda çalışabiliyor. Çünkü stres anında, ilkel beynimizdeki sempatik sinir sistemimiz yani bedenimizdeki program tarafından varlığımızı korumak üzere, devre dışı kalıyor. Yani buda demek oluyor ki, yaratıcılık ve yapay olmayan kendi zekamızı kullanabilmek için önce duygularımızı ve düşüncelerimizi yönetmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Yoksa yapay zeka tarafından yönetileceğiz.

Son zamanların bir diğer popüler konusu da dijital dönüşüm. Siz dijital dönüşümü nasıl tanımlıyorsunuz? Bir şirketin veya markanın bu anlamda sağlıklı bir dönüşüm geçirebilmesi için neler yapması gerekiyor?

Çok haklısınız. Türkiye’de daha yapay zeka kavramına gelmeden önce, şirketlerde “dijital dönüşümün ne olduğunun, ne olmadığının” anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü önce dijital dönüşümünü tamamlamış bir şirket, üzerine yapay zekayı sürecine ekleyebilir.

Fakat Türkiye’de şirketlerde daha Yapay Zeka kavramına, hatta dijital dönüşüme gelmeden önce, “Entegre Bilgi Yönetim Sistemi” kavramının anlatılması hatta idrak edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Maalesef çok vahim olarak, 30-40 senelik birçok şirkette, bırakın dijital dönüşümü, daha yazılı-çizili olarak tanımlanmış hiç bir sürecin olmadığını görüyoruz. Buralarda hala süreçler insana bağlı bir şekilde yürüyor. Bir Tüzel varlık olan kurumların tüm geçmiş süreçleri maalesef sadece kişilerin kafalarında kalıyor. Yapay Zeka ya da dijital dönüşümden önce, ülkemizdeki şirketlerin önce “Akıllı Şirket” olması gerekmektedir. “Ölçülebilir, Yönetilebilir ve Sürdürülebilir bir İş Modelini”, entegre bilgi yönetimi tabanına oturtmuş, tüm sürecini insandan bağımsız bir şekilde, her yerden yönetebilen şirket ise Akıllı Şirkettir. Akıllı olan bir şirketin Kurumsal Hafızası olur. Bu kurumsal hafıza, bir dijital hafıza olarak da tanımlanabilir. Geçmişini kurum içindeki çalışanlarının kafalarında tutan, ortak bir dijital hafızası olmayan şirketi, Alzheimer Şirket olarak tanımlayabiliriz. Sadece günü yaşar. Yani statükoyu korur. Veri toplamadığı, topladığı veriyi kategorize etmediği (enformasyon), bağlamlandırmadığı yani entegre bir veri kaydına dönüştürmediği için geçmişe ait yöntem bilgilerini (Knowledge) biriktirmez. Yani geçmişini, geçmiş hafızasını oluşturmaz. O yüzden sadece anlık, günlük yaşar. Böyle şirketler Türkiye’de haftalık çalışma saatinin %60’ını bu yüzden sorun çözerek geçirirler. Gereksiz toplantılar, yazışmalar, uğraşmalarla veri toplamaya çalışırlar.

Türkiye’de şirketlerde Dijital dönüşüm, Endüstri 4.0 ya da Yapay Zeka uygulamaları ancak bu “Kurumsal Hafıza”yı oluşturabildiğimiz bir zihniyete geldikten sonra konuşabileceğimiz bir kavramdır maalesef.

Kurumların dijital dönüşüme geçmeden önce mutlaka iş, insan ve teknolojiyi entegre etmesi gerekmekte.  Yani özetlersek kurumlara şöyle bir yol haritası öneriyorum:

  1. Önce yaptıklarını yazmaları, yazdıklarını yapmaları gerekmekte yani süreçlerin yazılı olması
  2. İş Analizi ve görev tanımlarının yapılması
  3. İnsan Kaynağı yönetim yapısının oluşturulması
  4. Tüm bu süreçlerin aynı veritabanında çalışan bir kurumsal kaynak planlaması (ERP), malzeme kaynak planlaması (MRP) vb içinde muhasebe entegrasyonu da olan bir yazılımla yönetilmesi.
  5. İş zekası ile raporlamaların yapılıp anlık şirket resminin çekilebilmesi
  6. Üretimi olan şirketlerde sahadan veri toplanarak planlanan ve gerçekleşen üretimlerin takibinin ve iyileştirmelerinin yapılması
  7. Tüm bu entegre yapı kurduktan sonra makine öğrenmesi gibi sistemlerle üretim, bayi, müşteri, ürün takiplerinin yapay zeka ile artık yapılması

Microsoft, Oracle, Sun Microsystems gibi teknolojinin kalbinin attığı profesyonel bir iş geçmişine sahip olduğunuzu görüyorum, edindiğiniz tecrübelere dayanarak sormak istiyorum, bu şirketler neyi bizden daha iyi ve farklı yapıyorlar? Türk şirketleriyle kıyaslayacak olursanız nasıl bir iş yapısına ve kültürüne sahipler?

  1. Bu firmaların ellerinden her zaman uzun-orta ve kısa vadeli stratejik planlar oluyor ve buna göre hareket ediyorlar.
  2. İşin ilginç tarafı Microsoft, Oracle, Sun gibi firmaların ülke stratejileri, Amerika’daki merkezlerinden belirleniyor ve ilgili ülkelere iletiliyor. Yazılım teknolojileri vasıtasıyla her ülkeden toplanan satış verileri, sektor verileri Amerika’ya iletiliyor, orada analiz edilip ülkesel hedefler belirleniyor. Mesela Microsoft bir dönem üst üste 3 sene, Türkiye’de İnşaat, Kamu ve Eğitim sektörüne ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmişti.
  3. Bir diğer konu tüm çalışanlar gecelerini gündüzlerine katarak hedeflenen konuyu çalışıyorlar. Özveri ile ve uzmanlıklarını geliştirme heyecanı ile bunu yapıyorlar.
  4. Önemli bir konu da, çalışanlar, ürettikleri yaratıcı fikirlere destek buluyorlar.

Aynı zamanda birçok farklı disiplinde eğitiminiz var. Siz Arya Akademi ile markalara ve şirketlere ne gibi faydalar sağlıyorsunuz, hangi alanlarda hizmet veriyorsunuz?

Biz Arya Akademi bünyesinde farklı ölçekteki işletmelere “bütünsel yaklaşım” vizyonuyla hizmet sunuyoruz. Danışmanlık kapsamında, şirketlerin “Kurumsal Dönüşüm” ya da “Dijital Dönüşüm Yol Haritalarını” oluşturuyoruz. Yani şirketlerin eline bir reçete veriyoruz. Bu reçetede mevcut durumundan hedefine varması için gerekli olan süreç başlıkları, insan kaynağı, ve bilgi teknolojisi ihtiyaçlarını tespit ediyor, bilgiye dayalı yönetimdeki eksikliklerini vurguluyoruz.

Akabinde de, süreç yönetimi, insan kaynağı yönetimi, teknoloji entegrasyonu, dijital pazarlama konularında birlikte çalıştığımız uzman danışmanlarımız ve çözüm ortaklarımız ile uzman desteği almalarını sağlıyoruz.

Diğer bir konumuz da “Aile Anayasası” çalışmamız. Özellikle Aile şirketlerinde verimliliğin artması ve sağlıklı bir şekilkde gelecek nesillere geçebilmesi için Ailenin ve işin kurumsallaşması konularında çalışıyoruz.

Bazı işletmeler çok çalışıyor ancak verimlilik noktasında geride kalıyor. Küçük ve orta ölçekli birçok firmada şunu görüyorum: Finans- Muhasebe entegrasyonu ile entegre çalışan bir süreç yönetimi yapmadıklarından, en karlı müşterileri, en karlı işleri ölçümleyip belirleyemiyorlar. Bir nevi körlük ve kendini tekrar etme içind eyaşıyorlar. Biz aksayan yönleri doğru analiz ve tespit ederek, doğru uzmanlıklara ve işlere yönelmelerini sağlıyoruz. Süreç, insan kaynağı ve bilgi entegrasyonunu  yapılandırdığımız bir şirket, 1 senede 1,5 kat, 3 senede 9 kat büyüme artışı elde etti.

Eğitim konularımız ise özellikle “Yönetim” konularında. İnovasyon yönetimi, ekip yönetimi, proje yönetimi, zaman yönetimi, iş yaşamında duyguların yönetimi gibi. Yapay zeka, yapay sinir ağları konusunda doktora yapmış, zihin bilimine ilgili ve aynı zamanda profesyonel koç da olan bir eğitmen olarak özellikle sol beynin analitik bakışını, sağ beynin hayal gücü ve yaratıcılığı ile birleştirerek anlattığımız eğitimler keyifli oluyor.

Dijital dönüşüme yeni başlamış veya bu sürecin içinde bulunan Türk şirketlerine daha sağlıklı ve doğru bir dönüşüm için önerileriniz ne?

Kurumların dijital dönüşüme geçmeden önce mutlaka iş, insan ve teknolojiyi entegre etmesi gerekmekte.  Yani özetlersek kurumlara şöyle bir yol haritası öneriyorum:

  1. Önce yaptıklarını yazmaları, yazdıklarını yapmaları gerekmekte yani süreçlerin yazılı olması
  2. İş Analizi ve görev tanımlarının yapılması
  3. İnsan Kaynağı yönetim yapısının oluşturulması
  4. Tüm bu süreçlerin aynı veritabanında çalışan bir kurumsal kaynak planlaması (ERP), malzeme kaynak planlaması (MRP) vb içinde muhasebe entegrasyonu da olan bir yazılımla yönetilmesi.
  5. İş zekası ile raporlamaların yapılıp anlık şirket resminin çekilebilmesi
  6. Üretimi olan şirketlerde sahadan veri toplanarak planlanan ve gerçekleşen üretimlerin takibinin ve iyileştirmelerinin yapılması
  7. Tüm bu entegre yapı kurduktan sonra makine öğrenmesi gibi sistemlerle üretim, bayi, müşteri, ürün takiplerinin yapay zeka ile artık yapılması

Son olarak, sizin son zamanlarda en çok dikkatinizi çeken, sizi heyecanlandıran teknolojik gelişme veya inovasyon ne oldu? Neden?

Siyah beyaz televizyonlardan, sabit ev telefonları için bile 1 sene beklediğimiz zamanlardan, boyumuz büyüklüğündeki bilgisayarlardan, 256KB’lık Epson bilgisayarlardan, gwbasic programlardan, makine öğrenmelerine, cep telefonlarına, yapay zekalara, kuantum bilgisayarlara dönüşen bir zamanın   tam ortasında yaşadım teknolojiyi. Son 40 sene içindeki bu değişim inanılmaz. Teknoloji bu kadar değişrken insan ve onun öğrenmesi maalesef bu hızda değişmemişti. Bundan 12 yıl sonra 2030’da insan beynine yerleştirilecek nanobotlar ile tüm internet bilgilerinin artık insan beynine download edilebileceği yani hepimizin bir Lucy olabileceği fikri beni heyecanlandırıyor. Denildiği gibi artık insan’ın da yeni version geliyor: İnsan 2.0 =Cyborg

X